Ülkemizde ve dünyada sıkça tüketilen ve yüzlerce türü, onlarca içim tekniği olan çay; tarihte ilk keşfedilen ve kullanılan bitkilerden biridir. Efsaneye göre, milattan önce 2737’de Çin imparatoru Shen Nung, bir ağacın gölgesinde dinlenirken susuzluğunu gidermek için su kaynattı ve bu sırada hafif bir esinti ağacın dallarını sallayarak bazı yaprakları suya düşürdü. Kaynayan sudan yayılan narin koku ve ışıldayan kehribar rengi imparatoru mest etti ve sonra çay doğdu. 
Milattan önce iki binlerde Çin’de ortaya çıkmasına rağmen Avrupa’ya ulaşması ve yaygınlaşması 17. Yüzyılı bulan bu egzotik bitki bize aynı zamanda ticaret yollarının kültürü nasıl etkilediği yönünde ipuçları veriyor.  Hollanda’nın ticaret şirketi (Vereenigde Oost-Indische Compagnie) tarafından işletilen liman Çin’in Amoy bölgesinde bulunuyordu ve Minnan lehçesini kullanan yerel halk “ç” harfini “t” olarak telaffuz ediyordu. Bu nedenle çay, Batı ve Orta Avrupa’da “tea” veya “tee” olarak bilinir oldu. Öte yandan, ticaret kervanları ile ipek yolunu kat eden ve yolculuğuna Guangdong eyaletinden başlayan çay ise bu yörenin lehçesi olan Canton okunuşuyla bilinir oldu yani “chai”, “ch’a” ve ülkemizde de bilindiği haliyle “çay”.
Özellikle Hollandalıların ithalatı ile Avrupa’da sevilen ve yaygınlaşan çay, diğer ülkelerinde Asya’da ticaret şirketleri aracılığıyla büyük çay tarlaları kurmasına neden oldu. Hatta bazı ülkeler maliyeti düşürmek için çay üretimini Afrika ve Amerika’ya kadar taşıdı. 18. Yüzyılda çay, şarabı geçerek sudan sonra en çok tüketilen ikinci içecek haline geldi. 
Dahası, Amerika’nın bağımsızlaşması yolunda ilk kıvılcımı ateşleyerek tarihin seyrine bir kaz daha etki etti. Kağıt üstünde Birleşik krallığın bir parçası olmadığı ve avam kamarasında temsilci bulundurmadığı için Amerikan kolonileri hükümete vergi ödemek zorunda değildi. İngilizler bu açığı çay ithalatına koydukları yüksek vergilerle çözmeye çalıştı ancak, 1773’ün 16 Aralığında sonraları Boston Çay Partisi olarak adlandırılacak bir grup Boston’lu Kızılderili kılığına girerek Limana gece baskını yaptı ve Hindistan’dan gelen İngiliz gemilerindeki kilolarca çayı denize döktü. Uzak ülkede yaşanan ilk büyük çaplı protesto olarak kayıtlara geçen bu olay, İngilizlerin baskıyı arttırmasına yol açarak ve sonrasında savaşa kadar gidecek sürecin fitili oldu.
Öte yandan, çayın Anadolu serüveni, İstanbul’daki birkaç dükkandan çay ithalatı ile başlar. Tanzimat sonrasında bu dükkanların kârının giderek artmasıyla çayın ne kadar değerli olduğunu fark eden Osmanlılar, Çin’den çay fideleri getirerek Bursa, İstanbul ve Selanik’te çay tarlaları kurdu ancak, bölgelerin hava ve toprak koşulları çayın büyümesine izin vermedi. Sonraları Kahve ithalatı oldukça pahalanınca Anadolu’da çay tüketimi yoğunlaştı lakin Sultan ikinci Abdülhamit devrinde Trabzon’da sınırlı sayıda çay üretilmesine rağmen çay yetiştiriciliği konusunda pek bir ilerleme kaydedilemedi. Bu konuda önlem alınması gerektiğini düşünen Atatürk’ün Türkiye topraklarında çay yetiştiriciliği konusundaki ısrarlarıyla Japonya, Gürcistan ve Çin’den çok sayıda tohum alındı ve doğu Karadeniz bölgesinde kurulan çay tarlalarına ekim yapıldı. Çaba ve ısrarlar 1924’te meyvesini verdi ve ticari boyutta ilk çay hasadı yapıldı. Yıllar içinde Karadeniz ve özellikle Rize çayla anılır oldu ve halen günümüzde Türkiye çay üretiminde yılda 243 tonluk üretimle dünyanın ilk 10 ülkesi (6.) arasında yer almaktadır.
Vasarichi

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir