Fransız edebiyatının ve romanesk türünün ilk modern geçitlerinden biri olarak gösterilen Gargantua, Orta Çağ’dan Rönesans’a geçiş sürecinde 1534 yılında François Rabelais tarafından kaleme alınmıştır. Eser, orta çağın kasvetli durumunu gözler önüne seriyor. Rönesans ile birlikle hümanizm ortaya çıkınca çağın insanı yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor. Nitekim eserde de 16. Yüzyılın siyasi, din, eğitim, askeri eleştirilerini ayrıca güldürü biçiminde görmek mümkündür. Bir bakıma Rabelais güldürürken eleştiri yapmıştır. Yergi yaparken, abartılara, kelime oyunlarına çok sıklıkla başvurmuştur. Özellikle kahramanlarına verdiği isimler o kadar simgeseldir ki bunları çevirmenin verdiği dipnotlardan açıkça görebiliyoruz. Öyle ki Latince ve Yunanca isimler kilisenin reddettiği isimlerdir. Dipnotlarla ve ironilerle, benzetmelerle, kaba şakalar ile okuyucuya daha da yakınlaşmıştır.

Bu kitapta dev olan Gargantua’nın doğumundan, eğitiminden, çörek uğruna girdiği savaştan, askeri hayatından bahsediliyor. İlk olarak annesinin kulağından doğan Gargantua okuyucuyu hayli kahkahaya boğar. Nitekim hikaye alegorik ögelerle ve eleştirisel bir üslupla harmanlanmıştır. Sonrasında dev aldığı din eğitimleriyle ne giyinmeyi ne adabı ne yemek yemeyi ne de okumayı bilir. Gargantua’nın babası bu kötüye giden durumu fark edince onu daha aydın ve skolastik bir eğitime karşı olarak onu Ponokrates adlı bir öğretmene teslim eder. Burada hem dine, kiliseye hem de eğitime eleştiri yapıldığını çok net bir şekilde fark ederiz. Bu iki ayrı anlayışı da Gargantua üzerindeki değişimle görürüz. Nasıl ki Rabelais skolastik eğitimle görgünün ve adabın yobazlaştığını anlatıyorsa, aldığı modern eğitim sonrası da bilgili ve yetenekli bir devin nasıl olması gerektiğini anlatıyor. Elbette Dev üzerinden insanları aydınlatmaya çalışıyor.

Kitapta dikkat çeken unsunlar Gargantua’nın Hümanizmi ve Güldürüsüdür. Daha önce de dediğimiz gibi mizahi güçlü bir şekilde eleştiri yapmıştır, Rableais’e gelince ‘Gülmek insanın özündedir’ sözüyle ortaçağın sıkıntılı günlerine hicvini yaparak o dönemin okurlarına gülmeyi hatırlatıyor. Hümanizminde ise Gargantua’nın çörek için girdiği savaştan mağlup ayrılarak tüm esirleri serbest bıraktıktan sonra bir tavsiyeyle Theleme Manastırını kuruyor ve şu cümleyi yazdırıyor “Ne istiyorsan onu yap”. Burada insanın özgürlüğüne, kendi iradesine, kendi ahlak ve düzenlerini uygulayarak daha huzurlu bir hayat süreceğini ifade ediyor. Özetle Rabelais; Rönesans ile birlikte ortaçağın boğucu durumunu eleştirerek – her ne kadar dine , krala ve Sorbonne Üniversitesi’ne yaptığı eleştirilerle, sansürlense de (ki o zaman gerçeği anlatmak ne kadar güç bela olsa da ) – dönemin her türlü sorununu titizlikle ele almış ve sunmuştur ki bugün hâlâ kitabın önemi merak ediliyor ve ilgiyle okunuyor. Yer yer gülmek, yer yer kaba yergilere ve ortaçağın gerçekliğine kavuşmak veyahut Rönesans’ın getirdikleriyle bilgilenip çağrışım yapmak, toplumun durumunu anlamak ve yorumlamak için okumanız gereken nadir kitaplardan biridir.

Demet TOSUN

Sefiller – Victor Hugo

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir