Güneş’ten gelen ışık ışınları Dünya’ya ulaşabildiği için gezegenimiz aydınlık ve renklidir. Bu sayede, çevremizdeki nesneleri görebiliyoruz ve nesnelerin renklerini ışık ışınları gölgesinde ayırt edebiliyoruz.  Gökyüzünü, ağaçları , çiçekleri ve diğer her şeyi farklı renkte görebiliyoruz. Bilimsel bir yolculuğa var mısınız? O halde ilk sorumuzla başlayalım: Gözümüz ışık ve renkleri acaba nasıl görüyor?
Uzun zaman boyunca görmenin nasıl gerçekleştiği anlaşılamamıştı. İlk tahminler, gözlerimizin bir şey yayarak gördüklerimizi aydınlattığı düşüncesiydi. Bu düşünce, Leonardo Da Vinci’nin keşfine kadar benimsendi. Da Vinci, o zamana kadar olan düşüncelerin tam tersine, objelerden çıkan bir şeyin gözlerimize geliyor olduğunu ileri sürdü. Peki o şey neydi acaba?
Tavanda bulunan bir lambayı ele alalım. Işık her ne kadar düzlemsel gibi görünse de aslında , suyun üzerinde bir dalga gibi hareket etmektedir. Işıktan bahsederken, bu dalganın adına su dalgası değil;  ışık dalgası, yani elektromanyetik dalga diyoruz ve bu aşamadan sonra dalganın boyuna odaklanıyoruz.
Da Vinci’den 170 yıl sonra, Isaac Newton renklerin gizemini çözmek için deneyler yapmaya başlamıştı. Newton, Güneş ışığını, gökkuşağı renklerine ayıran bir prizmadan geçirmeyi başarmıştı. Güneş ışığının, diğer bir deyişle, beyaz ışığın farklı renklerin bir araya gelmesinden oluştuğunu görmüştü. Bu keşfe ilk tepkiler, renklerin oluşmasının nedeninin “prizma” olduğu yönündeydi. Buna karşın, Newton oluşan gökkuşağı renklerini beyaz ışığa çevirmeyi başarmıştı.  Newton, renk spektrumunda beş renk olduğunu bulduktan sonra da çalışmalarına devam etti. Çalışmalarının sonunda renk spektrumunda beş renk yerine, müzik notası gibi yedi renk olduğunu saptadı.
Şimdi lambadaki ışığa geri dönelim. Belirli bir dalga boyundaki elektromanyetik dalgalar, bir insana ulaştığı zaman, dalgaların enerjileri retinanın konik hücrelerini uyarır. Sinirlerimiz iletimiyle başın arkasındaki oksipital lobuna gönderilen elektrik sinyallerine dönüşür. Bu sinyalleri alan nöronlar etkinleşir ve görüntü dediğimiz olay gerçekleşir. Peki nesnelerin renklerini nasıl ayırt edebiliyoruz?
Son sorunun cevabına gelelim: Görüntüye birbirinden farklı renkler veren ise elektromanyetik dalgaların yükseltileri arasındaki farklı mesafelerdir, yani dalga boylarının farklı olmasıdır. Örneğin, sarı rengin dalga boyu “575-585 nanometre” arasındayken, dalga boyunu 1 milimetrenin 60 milyonda birine düşürdüğümüz zaman renk sarıdan yeşile dönmektedir. Kırmızı  (620nm – 760nm) dalga boyu en yüksek renk iken morun (380nm – 450nm) dalga boyu en küçüktür.
Sonuç olarak, Dünya’ya gelen ışık ışınları, ışık kaynağı olmayan cisimlerin üzerine düşerek belli elektromanyetik dalgalar oluşturur. Bu dalgaları algılama kapasitesi olan gözlerimizi uyaran ışınlar, cisimden yansıyıp gözümüze ulaşarak cismin  renk ve görüntüsünü görmemizi sağlar.

Şefika Çokcoşkun

1 Comment
  1. Reyhan 11 ay ago
    Tekrarla

    Çok eğitici ve açıklayıcı bir yazı olmuş, tebrikler.

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir