Çin’in Wuhan kentinde başladıktan sonra hızlıca yayılarak bir pandemi haline gelen ve tüm dünyamızı etkileyen koronavirüs AB’nin geleceği hakkında soruları da beraberinde getirdi. Özellikle salgının İtalya’dan artan vaka ve ölüm sayılarının neticesinde diğer tüm AB ülkelerine de yayılmasından sonra Avrupa’nın salgının merkezi haline gelmesi artık ulusal düzeyde faaliyetler yerine bölgesel dayanışmayı arttırma gereksinimini ve krizle mücadele konusunda AB’nin metotlarını tartışma konusu haline getirerek birliğin geleceği hakkındaki soruları gün yüzüne çıkardı.

   Sürecin ilk başlarında, İtalya en çok etkilenen ülkelerden biri konumundayken AB ve üye ülkelerin yardımlaşma çabalarında geç kalması İtalyan başbakan tarafından da dile getirilen bir konu oldu ve nitekim gerek AB Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen gerekse Fransa Dışişleri bakanı Yves Le Drian bu konuda öz eleştirilerini sundular. Bunun yanı sıra özellikle tüm dünyada eksikliği hissedilen tıbbı ekipman arayışı sadece AB ülkeleri arasında değil, batılı devletler arasında müttefikleri ile de maske savaşlarının başlamasına neden oldu.

  ABD’nin Almanya’ya gidecek olan ekipmanlara el koyması NATO müttefikleri arasındaki ilişkileri sorgulatmasının yanı sıra, Çekya’nın İtalya’ya, Fransa’nın İspanya ve İtalya’ya giden tıbbı ekipmanlara el koyması da AB içerisindeki iş birliği ve dayanışma ruhunu sorgulatarak koronavirüs sonrası “Birlik” ten söz edilmesinin ihtimallerini tartışma konusu haline getirdi.

Avrupa entegrasyon sürecinin en büyük başarılarından bir Avrupa rüyası olarak ifade edilebilecek hem Avrupa’da serbest dolaşımı hem de Avrupa’nın bir özgürlük, güvenlik ve adalet alanı olarak inşasını mümkün kılan Schengen bölgesinde koronavirüs nedeniyle bireylerin serbest dolaşımının durdurulmak zorunda kalınması AB’nin geleceğine yönelik tartışmaların temelini oluşturan konulardan biri olarak gündemde yer almakta. Özellikle 2015’ten bu yana AB’nin göçmen krizinin gölgesinde Schengen bölgesi içerisinde iç sınırlarda da ülkelerin kendi aralarında kontrol noktaları oluşturmaları da göz önünde bulundurulduğunda, koronavirüs sonrası bu durumun kalıcı bir hal alma ihtimali endişe verici bir hal alınmasına neden oldu.

    Kriz anında AB’nin etkinliğini bir kez daha düşündürten koronavirüs ayrıca birlik içerisindeki kuzey-güney ayrımını da gözler önüne seriyor.  Bilhassa krizden çıkabilmek için alınması gereken finansal ve ekonomik tedbirlere karşı farklı yaklaşımlar bu açıdan değerlendirilebilir konumda. Örneğin İtalya’nın da dile getirmiş olduğu gibi İspanya gibi güney ülkeleri borçların “korona bondları” olarak eşit bir şekilde dağıtılarak hastalığın yükünün adil bir şekilde dağıtımı çağrısında bulunurken başlarını Almanya, Avusturya ve Hollanda gibi devletlerin çektiği kuzey ülkeleri ise bu duruma karşı “avro krizi” tecrübelerine dayanarak karşı cephe almaktalar. 

     AB açısından koronavirüs çok kötü bir zamanlama ile son on yılda gerçekleşen avro krizi, göçmen krizi, ekstrem akımların güçlenmesi ve en son olarak da Brexit gibi krizlerin üzerine Birliğin geleceğini sorgulatan yeni bir mücadele alanı doğurdu. AB’nin krize müdahil olmakta gecikmiş olması gibi tüm eleştirilere rağmen, esasen sağlık politikalarının Birliğin yetki alanında olmadığını söylemek mümkündür.

AB, yalnızca anlaşmalarla atfedilen yetkilendirmeler dahilinde hareket edebilmektedir ve sağlık alanında ise AB’nin görevi üye devletlerin politikalarını tamamlayıcı ve destekler nitelikte iş birliği ve dayanışma mekanizmalarını yerine getirmekten ibarettir. Nitekim AB krizin ortaya çıkması ile kriz aracı olarak tasarlanan Avrupa İstikrar Mekanizması ile gerekli katkıların gerçekleştirilebileceği, Avrupa Dayanışma Fonu aracılığıyla hem sağlık alanında destek sağlanması hem de bu durumdan etkilenen sektörlere gerekli desteklerin gerçekleştirilmesi planlandı. Bunun dışında üye devletlerin sınırlarını kapatmak gibi daha etkili önlemlere gitmesi üzerine Schengen bölgesinde ortak adımların atılması için girişimler başlatıldı ve bireylerin serbest dolaşımının önünde oluşan engellerin dışında Avrupa entegrasyonunun en önemli projelerinden olan Schengen’in darbe almaması için bu süreçte malların serbest dolaşımının devamı için gerekli çalışmalar gerçekleştirildi.

    Üye devletler arasında ise hastaların nakli gibi gerekli icraatların gerçekleştirilmesi ise Birliğin 2004 yılında gerçekleştirdiği Avrupa sağlık sigortası kartı sistemi ile daha kolay bir şekilde Almanya’nın Fransa’nın “Grande Est” bölgesinde hastanelerde yaşanan yoğunluklar karşısında destek amacıyla hasta naklinin gerçekleştirilmesini mümkün kıldı. 

   Esasen AB karşılaşmış olduğu krizler karşısında, her daim yoluna devam etmeyi başardı ve aksine geçirmiş oldukları krizler Avrupa entegrasyon sürecini hızlandıran birer faktör oldular. 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın dağılma sürecinde AB’nin yetersiz kalması St. Malo zirvesi ve Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikası’nın inşasına, AB Anayasası krizi Lizbon anlaşmasının imzasına yol açtı.

AB genel olarak krizler sarmalında etkisiz kaldığında bu krizlere karşı gerekli adımları atarak entegrasyon aşamalarında ileriye adım atmaktadır. Bu kapsamda koronavirüs ile mücadele son bulduğunda AB’nin ömrünü doldurmasını beklemek yerine, AB Parlamentosu üyesi Guy Verhofstadt’ın Euobserver’da ifade ettiği gibi Avrupa ve Gıda Güvenliği Direktörlüğü ve Avrupa Tıp Ajansı gibi kurumlar gerçek yetkilerle donatılması ve sadece üye devletler arasında tavsiye ve koordinasyon yönetiminden ziyade AB’nin kriz anlarında gerçek yetkilerle donatılabilmesi için gerekli adımlar atılmasını beklemek mümkündür.

Furkan Sarper Köseoğlu

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir