Kültürel diplomasi, devletlerin yumuşak güç kullanarak gerçekleştirdiği faaliyet alanını oluşturur.

Yumuşak gücün en uygun kaynaklarına örnek olarak değerler ve kültür politikalarını verebiliriz. Fransa, dünyaya kültürel diplomasinin tekniklerini tanıtan ilk ülke olmuştur. Özellikle 17. ve 18. yy’da, Fransa kültürünün tüm Avrupa’ya taşınması yönetim politikaları ile alakalı bir anlaşma ile değil, tamamen ansızın ortaya çıkan medenileşmiş bir Avrupa ülkesi olmasından kaynaklanır.

Fransa; dilini, kültürünü ve reform anlayışını diğer devletlere yaymak suretiyle o devletlerin vatandaşlarını etkilemeye ve yöneticilerini kontrol etmeye çalıştı. Bunun sonucunda Fransız Devrimi ile vuku bulan milliyetçilik, eşitlik, özgürlük, kardeşlik gibi değerler tüm dünyaya yayılmış, böylelikle Fransızca hızlı bir şekilde dünya genelinde diplomasi dili haline gelmiştir. Fransız kültürel diplomasisinin kurumsallaşmasında bir kaç tarih önem arz eder. 1846’da  Atina’da Fransız arkeolojik araçlarının yaratılması, 1868’de ilk Fransız yabancı lisesinin açılışı (Galatasaray) ve 1883’te Alliance Française’nin kuruluşu Fransa’nın kültürel diplomasisini geliştirmek adına yaptığı önemli eylemlerdir.



Kültürel emperyalizm, daha az bilinen bir kültür karşısında daha güçlü bir kültürü teşvik etmenin pratiğidir.

Kültür emperyalizmi, emperyalist devletlerin kültürlerini ve ideolojilerini hedefteki devletin halkına dayatırken aynı zamanda ekonomik yönden de sömürmesidir. Sömürgecilik için bir metafor olarak, kültürel emperyalizm, üçüncü dünyayı işgal eden ve yerel kültürü fetheden birinci dünyanın kültürel vekili olarak algılanıyor. Kültürel emperyalizmin saklanan yüzünün ardındaki temel özellikler; azınlıklara karşı ayrımcılık yaparken, baskın grubun normlarını evrenselleştirmek; normatif baskın kültürü oluşturarak diğerlerini dışlamak ve marjinalleştirmek; azınlıklara bir köle bir hayvan gibi nitelendirmek için stereotip kullanmak.

Radikalleşme  ve köktenciliğin günümüzde iyice belirgin hale gelmiş durumda olduğunu görüyoruz. 20.yy’ın en büyük problemi olan terörizmin, köktenci düşüncelerle beslenip radikal faaliyetlerle ortaya çıktığını görüyoruz. Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra AB terörü, güvenlik sorunu olarak kabul edip, buna karşı stratejiler geliştirmeye başladı. Bunlardan 12 Aralık 2003 tarihli Avrupa Güvenlik Stratejisinde , küresel bir aktör olarak AB’nin, daha iyi bir dünyanın inşasına katılmaya hazır olması gerektiği vurgulanmakta,  akabinde Avrupa Güvenlik Stratejisi ile bağlantılı başka bir belge ise 30 Kasım 2005 tarihinde kabul edilen AB Terörizmle Mücadele Stratejisidir. Terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla yapılan çalışmalarda unutulmamalıdır.


Elif KAHRAMAN

 

Pozitivizm ve Auguste Comte



Kaynakça

Council Document, Conclusions and Plan of Action of the Extraordinary European Council Meeting on 2001

Uluslararası Terörizm ve Avrupa Birliği, Samet Zenginoğlu, 2016

Cultural İntegration of Muslims in Europe: Prevention of Cultural Misunderstanding and Radicalism, Senocak, 2017

Une nouvelle strategie pour placer la culture au coeur des relations internationales de l’UE, sur le site eurupa.eu

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir