Özgürlük…

İnsanlığın, yüzyıllardan beri temel iki ihtiyacı olan barınma ve beslenmenin dışında, elde etmek için çabaladığı en yegane gereksinimi… Uğruna ne savaşlar verilmiş, ne çok kan dökülmüş olmasına rağmen, tüm canlıların en üst tabakasında bulunan insan, bir kuş kadar bile özgür olmayı başaramamıştır.

Hep daha ilerisini daha iyisini isteriz, bunun için emeğimizi ve zamanımızı büyük ölçüde ortaya koyarız; ancak ne kadar görmezden gelirsek gelelim, aynaya baktığımızda boynumuzda taşıdığımız tasmalar açıkça gözümüze çarpar. Yaşam döngüsünün ahenkli ilerleyişinin bir parçasıyız ve ne kadar sevsek de sevmesek de bu ahenk bizi bir takım toplumsal gerekliliklere sürüklüyor, tıpkı dine ve töreye bağımlı olarak yaşamamız gibi. Doğamız gereği bağlanma ihtiyacı özgür olma isteğinin önüne geçiyor. Din, siyaset, toplum ve daha nicesi biz onları seçmişiz gibi hissetsek de aslında onlar bizi kendilerine bağlar ve hayatımızı ele geçirirler. Daha sonra, kendi kulluğumuz için inatla, tıpkı bir kurtuluşmuşcasına harcadığımız bu çaba bize bir bedel olarak geri döner.

Doğmanın, yaşamanın, mutlu olmanın hatta ölmenin bile bir bedeli var, öyle kolay değil.

Hayatın son buldu, bir polisin dizlerinin tam altında ne de olsa ten rengin farklıydı. Sırf yaşın çok küçük ve savunmasız olmanı fırsat bilen babanın darbeleriyle, ayrılmak istediğin kocanın mermisiyle, yakılarak öldürüldün ama ne basında yer buldun ne de yeterince tepki toplayabildin; çünkü cinsel tercihin farklıydı. Senden alabilecekleri en değerli şeyi, hayatını elinden aldılar. Ne ilktin ne de son, ama olsun sen dünyadaki en üstün varlıksın sonuçta.

Tüm canlılar arasında en akıllısı olan, düşünebilen ve konuşabilen bir canlı türü ancak bu kadar yerinde sayabilirdi. Dünyaya ayak uydurmakta güçsüz ve yetersiz kaldık, onu kendimize uydurma girişimlerimiz aslında gücümüzü tam burada ortaya çıkardı. Geliştik, değiştik, dünyayı değiştirdik, hızlandık… Vakit kazanmamız gerekiyordu; ama nasıl olduysa biz daha çok çalışmak zorunda kaldık. Biz makineleşirken, makineleri insanlaştırdık. Özgürleşmemiz gerekiyordu; ancak nasıl olduysa kendimizi daha çok bağlanmış bulduk. Bölündük ve bölünürken kendimizi bir yerlere bağlamak zorunda kaldık yoksa kaybolurduk. Ama kaybolamazdık herkes gibi olmalıydık, farklı olamazdık. Korkusuzca başkaldıranları hemen imha ettik, cesaretimiz yoktu, hayatımızı yaşayıp güneşle ışıldamak yerine saklanıp karanlıkta solmayı tercih ettik.

Tam olarak ne olduğumuzu belirlemek bizim elimizde değil, bu bulunduğumuz koşullara göre şekillenir. Bu yüzden aslında kimliklerimiz tamamen rastlantısaldır. Ancak kim olduğumuzu bulmak tamamen bizim elimizdedir, tıpkı tamamen özgür olmanın aslında elimizde olması gibi…

Zeynep Gizem ATAY

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Şunlar da hoşunuza gidebilir